Türkçedeki Düzensizlikler

< Previous | Next >

Black4blue

Senior Member
Turkish/Türkçe
Bu sayfayla Türkçedeki düzensiz durumları veya kafa karıştıran yönleri yazabileceğimiz ve tartışabileceğimiz bir yer oluşturmak istedim. Tabi gelen isteklerin de etkisi var :)

İlk olarak ben kafama takılan bir şeyi yazayım.

Bunu sınavda görmüştüm ve kafama o kadar takılmıştı ki neredeyse sınavı bırakıp bunu düşünecektim.

"Kurtulmak" ve "Kurtarmak" fiilleri birbirinden gelmiş. Yani en azından biri, birinden gelmiş, bu belli. Ama fiillerin köklerine indiğimizde "kurtul" ve kurtar" oluyor ve bu şekildeyken bir bağlantı kuramıyoruz. Elbette zamanla değişikliğe uğramıştır ama ben bu fiillerin (ve bunun gibi birçok fiilin) arasındaki bağlantının nasıl oluştuğunu merak ediyorum. Veya daha açık bir ifadeyle bunların tam kökünü ve hangisinin hangisinden türediğini.

"Kurtarmayı" asıl fill olarak aldığımızda sanki "kurtulmak" onun edilgen hali, "kurtulmayı" asıl fiil olarak aldığımızda da "kurtarmak" onun oldurgan hali gibi geliyor, değil mi?

Yalnızca bu değil, şu an aklıma gelmiyor ama bunun gibi birçok fiil var Türkçemizde. Umarım konu hakkında bir bilginiz vardır; çünkü gerçekten merak ediyorum.
Teşekkürler...
 
  • macrotis

    Senior Member
    Turkish
    Kelimelerin nasıl evrimleştiğini bilmemiz gerek diye düşünüyorum. 1932 senesinde kurulan TDK bu konuya yeterince ilgi göstermemiştir. Ortada Nişanyan'ınkinden kapsamlı başka sözlük olmadığından ona baktım. Kut kökünden geldiğini, r harfinin açıklamaya muhtaç olduğunu söylüyor (tuhaf bir şekilde, bir görünüyor, bir kayboluyor, tekrar görünüyor).

    Kurtar < kutğar/kurtar < kutgar < kurtgar
    kurtul < kutul < kutrul

    Bu vesileyle kudurmak ve kuduz kelimelerinin de kut'tan geldiğini öğrendim. İhtimal Arapça kökenli kuds (Kudüs), kudsî (kutsi), kuddûs, kuddûsî, mukaddes, takdis ve acayip bir melez olan kutsal (Öztürkçe kut'a batı dillerinden alınma -sal mı eklendi, yoksa kudsî kelimesinden serbest çağrışım yoluyla mı uyduruldu, bilmiyorum) kelimelerinin bu kut ile uzak geçmişte bir ilşkileri var.
     

    macrotis

    Senior Member
    Turkish
    Bu kelime hakkındaki fikriniz nedir?

    -cu eki meslek (kitapçı), alışkanlık (uykucu, yalancı) ve taraftarlık (barışçı, solcu, Türkçü) bildiriyor.

    Yolcu'da sanki nevi şahsına münhasır bir anlam var. Türkçeyi yeni öğrenen biri bunu yol yapan anlamında anlasa çok mantıklı davranmış olur mu?

    Ha, bir de Almancı var ki ne şekil bir düşünce tarzıyla oluşturulduğunu hala anlayamadım (Almanya taraftarı olan anlamındaki değil, Almanya'da yaşayan Türk anlamındaki).
     

    Rallino

    Moderatoúrkos
    Turkish
    Güzel bir çalışma olacağa benziyor. :)

    Ben de bir iki düzensizlikten bahsedeyim:

    Kök halindeki fiilleri geniş zamanda çekerken:

    -Fiil tek heceliyse: -er eklenir. Ör: seç-mek --> seçer
    -Fiil birden fazla heceye sahipse: -ir eklenir. Ör: kaldır-mak --> kaldırır

    Tek heceli fiillerden tam olarak 12 tanesi düzensiz, ve 2. gruptaki fiiller gibi "-ir" eki alıyor. Ör: olmak fiili, kurala göre "olar" olmalıyken, olur diyoruz.

    Bu 12 fiilin listesi:

    -olmak
    -ölmek
    -kalmak
    -varmak
    -gelmek
    -görmek
    -almak
    -vermek
    -vurmak
    -bulmak
    -bilmek
    -durmak

    sanmak fiili iki türlü de çekilebiliyor. Sanırım, sanırsın, sanır....ya da sanarım, sanarsın, sanar...


    Belirtmek istediğim ikinci düzensizlik ise, ünsüz yumuşamasıyla ilgili.

    P, ç, t, k sessizleriyle biten kelimelere, sesli harfle başlayan ek gelince, bu harfler genellikle yumuşuyor. Ör: Kitap --> kitaba

    Ama fiillerde yumuşama yapmıyoruz.

    Yapmak --> yabıyorum olmuyor.

    Bu kuralın 4 istisnası var. Gitmek, tatmak, Etmek (ve tüm "etmek"le biten fiiller), Gütmek.
     

    Black4blue

    Senior Member
    Turkish/Türkçe
    Macrotis pek bir fikrim yok ama ekler çok fazla anlamda kullanılabiliyor. Mesela -lık ekinin de aynı özelliği var.

    Kitaplık, tuzluk derken bir anlamda
    iyilik, kötülük, insanlık derken başka bir anlamda
    dolmalık, turşuluk derken daha başka anlamda kullanılmış.

    İnsanlar eklere zamanla farklı özellikler eklemişler. Bütün eklerde vardır bu herhalde.


    Açıklama için de teşekküler.


    Rallino çok haklısın, her zaman "sanır-sanar" çelişkisini yaşamışımdır. Önceleri sanar olduğunu iddia etsem de sonra kalmak fiilinin kalır diye çekimlenmesini fark edip sanır da olabileceğini anlamıştım.
     

    Rallino

    Moderatoúrkos
    Turkish
    Şuna ne dersiniz?

    Kış süresince demek için kışın diyoruz
    Aynı şekilde yazın da diyoruz.

    Ama diğer iki mevsimde bu olmuyor. Sonbaharın, ilkbaharın?

    Tersi de tutmuyor. İlkbaharda, sonbaharda diyoruz; ama, yazda, kışta olmuyor.
     

    Rallino

    Moderatoúrkos
    Turkish
    ...
    Ha, bir de Almancı var ki ne şekil bir düşünce tarzıyla oluşturulduğunu hala anlayamadım (Almanya taraftarı olan anlamındaki değil, Almanya'da yaşayan Türk anlamındaki).
    Zaten genel de "Alamancı" deniyor. :)


    Bu arada, aynı şekilde Fransa'ya göçmüş Türkler için Fransızcı demediğimize de dikkat çekmek istiyorum. :p
     

    tzesyneas

    Member
    greek
    Merhaba hepinize!
    Türkçe öğrenen yabancı öğrencileri şaşıran düzensizliklerden biri pekiştirme sıfatları. Mesela, p,m,r,s harflerinden hangisinin kulanılması gerektiğini anlamıyoruz.. ör. bembeyaz / besbelli
     

    Rallino

    Moderatoúrkos
    Turkish
    Merhaba hepinize!
    Türkçe öğrenen yabancı öğrencileri şaşıran düzensizliklerden biri pekiştirme sıfatları. Mesela, p,m,r,s harflerinden hangisinin kulanılması gerektiğini anlamıyoruz.. ör. bembeyaz / besbelli
    Evet, haklısın. Sanırım onun bir kuralı yok^^ Malesef ezberlemek gerekiyor.
     

    Black4blue

    Senior Member
    Turkish/Türkçe
    tzesyneas, o konuyu daha dün düşünmüştüm. :)

    Rallino mevsimlerin dışında bir şey daha var.
    Gelecek hafta yerine haftaya, gelecek sene yerine seneye diyebiliyoruz. Ama diğerlerinde böyle bir şey yok. Aya, yıla, güne demiyoruz. :)
     

    Rallino

    Moderatoúrkos
    Turkish
    Evet güzel örnekler, Black4blue :)

    Türkçe öğrenenlerin karşılaştıkları bir başka sorun ise, bazı kelimelerde son harf yumuşak okunan bir sessiz olduğu için, kelimeye eklenen ekler ünlü uyumuna uymuyor.

    Ör:
    Saat --> Saatlar:cross: --> Saatler :tick:
    Dikkat --> Dikkatı:cross: --> Dikkati :tick:
    Alp --> Alp'a:cross: --> Alp'e:tick:

    Beni düşündüren "Sarp" kelimesi. Ben konuşurken hep Sarp'e, diyorum; ama arada beni düzeltenler çıkıyor :p Sizce hangisi doğru? Sarp'e mi Sarp'a mı?
     
    Last edited:

    Black4blue

    Senior Member
    Turkish/Türkçe
    Genelde Arapça kökenli sözcüklerde öyle oluyor. Mesela burada bir tabela var "Saatçı" diye yıllardır her gördüğümde gülerim. Bence doğru olan Sarp'a.
     

    Black4blue

    Senior Member
    Turkish/Türkçe
    Değinmek istediğim bir şey var. Konuyla pek ilgili değil ama neyse...

    Türkçede teras sözcüğünün kullanılmasına karşıyım, bütün sözcüklerden daha fazla hem de.
    Yüzde yüz doğru diyemeyeceğim (çünkü kendi tespitim) ama bence bu sözcüğüm kökeni şöyle:
    Yine Türkçede bulunan Taraça sözcüğü İngilizceye terrace diye geçmiş
    Sonra bu terıs diye okunan terrace de tekrar Türkçeye teras diye geçmiş olmalı.
    Taraça zaten terasla aynı anlama geliyor. Coğrafyada teraslamanın diğer adı taraçalandırma.
    Resmen Türkçeden aldıkları sözcüğü bize geri satmışlar. Umarım bu şekilde alındığı sanılan ama aslında verilmiş olan başka sözcük yoktur.
     

    macrotis

    Senior Member
    Turkish
    Yine Türkçede bulunan Taraça sözcüğü İngilizceye terrace diye geçmiş Sonra bu terıs diye okunan terrace de tekrar Türkçeye teras diye geçmiş olmalı.
    Bir ihtimal daha olabilir. Kimi yabancı kelimeler Türkçeye iki ayrı yoldan ya da iki ayrı zamanda iki kez geçebiliyor (banka/banko). Eskiden (mesela 18. yy ve öncesi) geçenler halka maloluyor, çoğunlukla ünlü uyumu gereği dönüşüyorlar. Aynı kelime daha sonra, özellikle Fransızcadan, tekrar geçtiğinde biraz "elit" ve çoğunlukla aslına daha yakın oluyor.

    Tahminimce taraça daha eski ve İtalyancadan, teras daha yeni ve Fransızcadan (İngilizceden değil). Online Etymology Dictionary'ye göre nihai kökeni Latincede olduğundan (terra, terrain, territory vs) Türkçeden İngilizceye geçmiş olması çok uzak ihtimal.
     

    Black4blue

    Senior Member
    Turkish/Türkçe
    Teşekkürler Macrotis :) Demekki teras sözcüğünü kullanmak o kadar da kötü değilmiş :p

    O düzensiz ettirgen, oldurgan fiillerden bir tane daha: kalkmak-kaldırmak
     

    Rallino

    Moderatoúrkos
    Turkish
    Sizce kapamak ve kapatmak arasında bir fark var mı? Sanki "kapatmak" ettirgen hâldeymiş gibi gözüküyor. Ama:

    -Pencereyi kapa.
    -Pencereyi kapat.

    cümlelerinin ikisi de bana göre özdeş.
     

    macrotis

    Senior Member
    Turkish
    Bence de ettirgen değil (çünkü kapattırmak şeklinde ettirgen yapıyoruz). Emin olmak için online TDK sözlüğündeki örneklere baktım:

    1. Evvelki hafta mühendis İlhami Bey'le karısı çok güzel bir bambu takımı kapattılar. (Ucuza almak)

    2. Emine aklını oynattı sandılar ve evine kapattılar, kapısını kilitlediler. (Kapamak)

    3. Örnek yok. (Bir kadınla nikâhsız yaşamak.)

    4. Gazete kapatmak. (Faaliyetine son vermek)

    5. Geçen gün Kristal'i kapatmış, vur patlasın, çal oynasın âlemi yapmış. (Sadece kendi kullanımına tahsis etmek)

    6. Sanatçılar arasındaki tatsız olayı kapatmak istiyordu. (Bitirmek)

    Bana, mecazi anlamda kullanıldığında kapamak'la değiştirilemez gibi geldi, ama hiçbirinde ettirgen çatıda kullanılmadığı kesin.

    İtmek ve ittirmek hakkındaki görüşleriniz?

    Dolabı biraz it.
    Dolabı biraz ittir.
     

    Black4blue

    Senior Member
    Turkish/Türkçe
    Kapatmanın ettirgen olduğunu hiç düşünmemiştim. Bence sadece sondaki ünsüz düşmüş ve anlamda bir farklılık yok. Aynı şekilde kilitlemek yerine de kitlemek diyoruz, kolayımıza geliyor bence. Satılık yerine satlık vb.
    İttirmeye gelince, evet ettirgen ve bence gereksiz kullanım. Ama yanlış olduğunu söyleyemem. Mesela çevremde sıyırmak yerine sıyırttırmak diyenler var. Oturt yerine otuttur vb. Yaygın bir kullanım.
     
    En sık kullandığımız düzensizliklerden:

    Ben + a = Bana

    Sen + a = Sana

    O + (n) + a = Ona

    Birinci ve ikinci tekil şahıs, üçüncü tekil şahısın ses yapısına uyarak değişiyor.
     
    Son hecesinde "ö" ya da "ü" seslisi olan sözcükler (genelde eylemler) çekilirken düzensizlik görülüyor. Örneğin:

    "Gör" ve "Ör" >

    Görürüm diyoruz ama örürüm değil "örerim" diye çekim yapıyoruz.
     

    Binapesi

    Member
    Türkçe
    Ben de "dökmek" yerine "döktürmek" halini kullanıyorum nedense.

    "Süt'ü döktürdüm." .. Kulağa absürt gelmiyor sanki. "Döktüm" dediğimde sanki bilerek isteyerek yapmışım gibi bi duruma sokuyor olayı bana göre :)
     

    Rallino

    Moderatoúrkos
    Turkish
    Ben de "dökmek" yerine "döktürmek" halini kullanıyorum nedense.

    "Süt'ü döktürdüm." .. Kulağa absürt gelmiyor sanki. "Döktüm" dediğimde sanki bilerek isteyerek yapmışım gibi bi duruma sokuyor olayı bana göre :)
    :eek:

    Bana biraz absürd geliyor, doğruyu söylemek gerekirse. :D

    Döktürmek daha çok şov yapmak şeklinde kullanılmıyor mu? :p
     

    DeepBlueSea

    Member
    Turkish
    Türkçe öğrenenlerin karşılaştıkları bir başka sorun ise, bazı kelimelerde son harf yumuşak okunan bir sessiz olduğu için, kelimeye eklenen ekler ünlü uyumuna uymuyor.

    Ör:
    Saat --> Saatlar:cross: --> Saatler :tick:
    Dikkat --> Dikkatı:cross: --> Dikkati :tick:
    Alp --> Alp'a:cross: --> Alp'e:tick:

    Beni düşündüren "Sarp" kelimesi. Ben konuşurken hep Sarp'e, diyorum; ama arada beni düzeltenler çıkıyor :p Sizce hangisi doğru? Sarp'e mi Sarp'a mı?
    Oldukça saygın bir kitabevinin yayınladığı bir kitapta bile "tarikatleri" sözcüğü geçiyorsa Türkçe öğrenenlere hoşgörüyle bakmak lazım.

    not: Ben de Sarp'ı okula götürürüm. Yunus bu gece Sarplarda kalacak. :)
     

    macrotis

    Senior Member
    Turkish
    Oldukça saygın bir kitabevinin yayınladığı bir kitapta bile "tarikatleri" sözcüğü geçiyorsa Türkçe öğrenenlere hoşgörüyle bakmak lazım.
    Bu kelimede ben de müteredditim. TDK tarikatı diyor ama çoğul hali için örnek vermiyor. Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması hakkındaki kanunda tarikatlar olarak geçiyor. Google'da tarikatlar açık ara önde.

    Bilmediğim bir sebeple tarikatler (fakat, tarikatı) bana doğal geliyor. Tahminimce cemaat ve tarikat kelimeleri sıklıkla birlikte kullanıldığından beyin "cemaatler"e kafiye arıyor. :)
     
    Evet güzel örnekler, Black4blue :)

    Türkçe öğrenenlerin karşılaştıkları bir başka sorun ise, bazı kelimelerde son harf yumuşak okunan bir sessiz olduğu için, kelimeye eklenen ekler ünlü uyumuna uymuyor.

    Ör:
    Saat --> Saatlar:cross: --> Saatler :tick:
    Dikkat --> Dikkatı:cross: --> Dikkati :tick:
    Alp --> Alp'a:cross: --> Alp'e:tick:

    Beni düşündüren "Sarp" kelimesi. Ben konuşurken hep Sarp'e, diyorum; ama arada beni düzeltenler çıkıyor :p Sizce hangisi doğru? Sarp'e mi Sarp'a mı?
    Merhaba,

    Benim fikrim, kalın "t" sesini, aynı şekilde kalın "l" ve "k" seslerini barındırmayan Farsça'dan Türkçe'ye geçen bu sözcüklerin (saat/dikkat) -zira Türkçe'deki Arapça kökenli kelimelerin bir çoğu Farsça üzerinden geçmedir- Türkçe'de de aynı şekilde ince tellafuzlarını koruduğu yönünde.

    Saat, cemaat vs. sözcüklerin son harfleri, büyük ünlü uyumuna dikkat edilmesizin ince telaffuz edilirken; "Sarp" sözcüğünde böylesi bir durumla karşılaşılmadığı için, büyük ünlü uyumu kuralları uygulanmaktadır.

    OaP
     
    Bence de ettirgen değil (çünkü kapattırmak şeklinde ettirgen yapıyoruz). Emin olmak için online TDK sözlüğündeki örneklere baktım:

    1. Evvelki hafta mühendis İlhami Bey'le karısı çok güzel bir bambu takımı kapattılar. (Ucuza almak)

    2. Emine aklını oynattı sandılar ve evine kapattılar, kapısını kilitlediler. (Kapamak)

    3. Örnek yok. (Bir kadınla nikâhsız yaşamak.)

    4. Gazete kapatmak. (Faaliyetine son vermek)

    5. Geçen gün Kristal'i kapatmış, vur patlasın, çal oynasın âlemi yapmış. (Sadece kendi kullanımına tahsis etmek)

    6. Sanatçılar arasındaki tatsız olayı kapatmak istiyordu. (Bitirmek)

    Bana, mecazi anlamda kullanıldığında kapamak'la değiştirilemez gibi geldi, ama hiçbirinde ettirgen çatıda kullanılmadığı kesin.

    İtmek ve ittirmek hakkındaki görüşleriniz?

    Dolabı biraz it.
    Dolabı biraz ittir.
    Yakınlarda, uzun süredir kafamı meşgul eden bu konuyu bir türkologla tartışma fırsatı buldum.

    Kendisinin de çoğu zaman ettirgen çatıyı kullandığını; ancak bunu ettirgenlik anlamı vermek için değil, yalnızca vurgu amacıyla kullandığını, bu iki çatının genellikle birbirleri yerine kullanılabildiğini söylerek ekledi.

    Elbette, kullanımla meşrulaşan ögeleri her gün yenilenen canlı bir organizma olan dili, birilerinin teorilerine bağlı olarak değil, onu konuşarak canlı tutan ve her gün geliştiren insanların canlı kullanımlarına bağlı olarak incelememiz ve doğruları da bu yönde çizmemiz gerekir. Nihai sonuç budur; çünkü bu böyledir.
     

    DeepBlueSea

    Member
    Turkish
    Biraz fazlaca ayrıntı veya tekrar olacaksa lütfen bağışlayın:
    TDK, sözcüklere getirilen ekleri eğer bir istisna varsa o kelimenin sayfasında veriyor. Örneğin: saat sözcüğü için şu bağlantıdaki: saat
    "saat -ti
    isim Arapça s¥¤at "
    gösteriminde geçen "-ti", saat sözcüğüne getirilecek eklerin ince ünlüler kullanılarak yapılacağını belirtiyor. Böyle bir gösterim yoksa genel kurala uyulması gerektiğini anlıyoruz. Bu konudaki genel kural ise eklerin büyük ünlü uyumuna uyması gerektiği yolunda. :)

    Not: Sarp ve tarikat konusunda böyle bir istisna verilmemiş :)
     

    macrotis

    Senior Member
    Turkish
    Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş
    Tanrı istemezse insan ölmezmiş
    Sen Tanrı mısın beni öldürdün
    Eşime dostuma beni güldürdün

    Son satıra biraz dikkatle bakar mısınız? (Alay edilen kim?)
     

    Rallino

    Moderatoúrkos
    Turkish
    Ukalalık gibi olmasın; ama bence o cümle sırf hece sayısı uysun diye öyle yazılmış; ama dilbilgisel açıdan doğru bir cümle değil gibi.

    birini birine güldürmek... Böyle bir şey var mı?:confused:


    Bu arada Sarp kelimesini neden Sarp'i, Sarplere şeklinde kullandığımı keşfettim. Çünkü ben bu kelimeyi "Harp" kelimesine benzetiyorum sanırım. Nasıl Harbe, Harbin diyorsak, Sarp'e, Sarp'in diyorum ben. :D
     

    macrotis

    Senior Member
    Turkish
    "Elalemi/milleti/herkesi kendine güldürmek" şeklinde bir bir laf var. Konu başlığıyla ilgili olan kısmı "güldürmek" kelimesinin, geçişli çatıda olduğu halde (gülmek geçişsiz -> güldürmek geçişli/oldurgan [güldürme beni]), burada ettirgen olarak kullanılması.

    Ek olarak, örneğine rastlamadığım için "birini birine güldürmek" var mı bilmiyorum ama, varsa aslına ve bağlama göre "eşimi dostumu bana güldürdün" demesi gerekirdi.

    Dip: Ekşi'ye göre söz yazarı Ali Avaz imiş. Sezen Aksu söylemeseydi üzeinde duracağım bir şey değildi.
     

    seyif

    Member
    Turkish
    Şuna ne dersiniz?

    Kış süresince demek için kışın diyoruz
    Aynı şekilde yazın da diyoruz.

    Ama diğer iki mevsimde bu olmuyor. Sonbaharın, ilkbaharın?

    Tersi de tutmuyor. İlkbaharda, sonbaharda diyoruz; ama, yazda, kışta olmuyor.
    sonbahar icin guz, ilkbahar icin de sadece bahar kullanimlarinin daha eski oldugunu saniyorum. bu durumda ikisi de oluyor; guzun, baharin. anadolu'da bu sekilde kullanilirlar.

    mesela eskiden gunduzun de denirdi. sabahin demeyiz. sanirim arapca kokenli oldugu icin. gunduzleyin, sabahleyin ve aksamleyin de diyoruz. siirlerde aksaminan, sabahinan kullanimi da var.
     

    diriltici

    Member
    Turkish- English
    Bizim bir arkadaş da, örneğin daha önce yemediği bir yiyecek yiyorsa ve şeker tadı varsa "şeker tadıyor" ifadesini kullanıyor. Yanlış bir kullanım olduğunu söylüyorum ama inat ediyor. Lütfen bu yanlışı düzeltelim. tuz tadıyor, acı tadıyor gibi ifadeler yanlış. Çünkü tatmak canlılar tarafından yapılan bir eylemdir. tadıyor "tadına bakmak" anlamına gelir. Bir şeyin lezzetini, nasıl tattığını söylemek içinse "tuz tadı var", "tuz tadı veriyor" kullanılmalıdır.
     

    yavuzotar

    Member
    Turkish
    Merhaba hepinize!
    Türkçe öğrenen yabancı öğrencileri şaşıran düzensizliklerden biri pekiştirme sıfatları. Mesela, p,m,r,s harflerinden hangisinin kulanılması gerektiğini anlamıyoruz.. ör. bembeyaz / besbelli

    Türkçede berkitme (pekiştirme) ön eklerinin, pek açık ve sarih olmasa da bazı kuralları bulunduğu kanaatindeyim. Aşağıda "A" ve "B" bölümülerindeki kurallar hemen hemen kesindir. "C" bölümündeki kurallarda istisnalar olabilir. "D" bölümünde ise ya kurallar artık kural denemiyecek kadar muğlaktır veya tamamen kuralsızdır. Görüşlerinizi bekliyorum.

    A-
    Genel Kurallar:

    1- Berkitme ön eki üç harften ibaret olup nadir hallerde esas üç harfin sonuna “-a” eklenmesiyle dört harfli olabilir. Misal: yap-yalnız, yapa-yalnız; yap-yanlış, yapa-yanlış vb gibi.

    2- Berkitme ön ekinin üçüncü harfi berkitilecek sıfatın üçüncü harfiyle aynı olamaz. Mesela “peM-peMbe”, “toP-toParlak”, “taM-taMam”, “seR-seRin”, “kıR-kıRmızı”, “yaS-yaSsı” vb. diyemeyiz. Ön ekin üçüncü harfinin mutlaka sıfatın üçüncü harfinden farklı olması şarttır.

    3- Renk ifade eden birleşik kelimeler berkitme eki almaz. Renk ifade etmeyenler hakkında bir görüşümüz yoktur.
    yavruağzı
    gülkurusu
    kavuniçi
    kahverengi
    limonküfü


    B- İlk harf bazında sadece tek tip ek alanlar:

    1- Ünlüyle başlayan sıfatlar daima “**p-” ön eki alır, diğer eklerden hiçbirini almaz (“un-ufak” kelimesi berkitme emsilesine (=paradigma) girmez).

    2- “h-” ile başlayan sıfatlar sadece “h*p-” ön eki alır.
    hap-hazır, hıp-hızlı…

    3- “m-” ile başlayan sıfatlar sadece “m*s-” ön eki alır.
    Mas-mavi, mos-mor…

    4- “p-” ile başlayan sıfatlar sadece “p*s-” ön eki alır.
    Pas-parlak, pas-parıl, pes-pembe…

    5- “r-” ile başlayan sıfatlar sadece “r*p-” ön eki alır.
    Rep-renk, rep-rezil, rap-razı…

    6- “ş-” ile başlayan sıfatlar sadece “ş*p” ön eki alır.
    Şap-şapur, şıp-şıpırdak, şip-şirin,


    C- İlk harf bazında sadece iki tip ek alanlar:

    1- “b-” ile başlayan sıfatlarda “b*p“ ve “b*r” ön eki gelmez; sadece “b*m” ve “b*s” gelir.
    Bam-başka, bem-beyaz, bom-bok, bum-buruşuk…
    Bas-bayağı, bes-belli, büs-bütün, bes-berrak, bos-bol, bus-bulanık…

    2- g-” ile başlayan sıfatlar sadece “g*p-” veya “g*pe-” ön eki alır.
    Gep-geniş, gep-geri, gıp-gıcır…
    Güpe-gündüz

    3- “k-” ile başlayan sıfatlar sadece “*k*p-” ve “k*s-” ön eki alır.
    Kap-karanlık, kıp-kısa, kıp-kırışık, kip-kirli, kup-kuru…
    Kös-kör, kıs-kıvrak, kos-koca…

    D- İlk harf bazında istikrarsız olanlar:

    1- “c-”, “ç-”, “d-”, “n-” ile başlayan sıfatlarda belli bir kural görülmemektedir.

    2- “s-” ile başlayan sıfatlar sadece “s*m-”, “s*p-” ve “s*pe-” ön eki alır (“ser-sefil” kelimesi berkitme emsilesine girmez).

    Sım-sıcak (sıp-sıcak da var), sım-sıkı…
    Sap-sağlam, sop-soluk, sip-sivri…
    Sapa-sağlam.


    3- “t-” ile başlayan sıfatlar “t*m” ön eki almaz, diğerlerini alır.
    Tap-taze, ter-temiz, tos-toparlak…

    4- “y-” ile başlayan sıfatlar “y*r” ön eki almaz, diğerlerini alır.
    yap-yakın, yap-yalnız, yap-yamuk, yap-yarık, yap-yanlış…
    yapa-yalnız, yapa-yanlış…
    yam-yassı, yam-yaş, yem-yeşil…
    yus-yumuşak, yus-yuvarlak. yas-yamuk
     

    yavuzotar

    Member
    Turkish
    Evet, haklısın. Sanırım onun bir kuralı yok^^ Malesef ezberlemek gerekiyor.
    Türkçedeki berkitme ön eklerininbazı kuralları bulunduğu kanaatindeyim. Aşağıda "A" ve "B" bölümlerindeki kurallar hemen hemen kesindir. "C" bölümündeki kurallarda istisnalar olabilir. "D" bölümünde ise ya kurallar artık kural denemiyecek kadar muğlaktır veya tamamen kuralsızdır. Görüşlerinizi bekliyorum.

    A-
    Genel Kurallar:

    1- Berkitme ön eki üç harften ibaret olup nadir hallerde esas üç harfin sonuna “-a” eklenmesiyle dört harfli olabilir. Misal: yap-yalnız, yapa-yalnız; yap-yanlış, yapa-yanlış vb gibi.

    2- Berkitme ön ekinin üçüncü harfi berkitilecek sıfatın üçüncü harfiyle aynı olamaz. Mesela “peM-peMbe”, “toP-toParlak”, “taM-taMam”, “seR-seRin”, “kıR-kıRmızı”, “yaS-yaSsı” vb. diyemeyiz. Ön ekin üçüncü harfinin mutlaka sıfatın üçüncü harfinden farklı olması şarttır.

    3- Renk ifade eden birleşik kelimeler berkitme eki almaz. Renk ifade etmeyenler hakkında bir görüşümüz yoktur.
    yavruağzı
    gülkurusu
    kavuniçi
    kahverengi
    limonküfü


    B- İlk harf bazında sadece tek tip ek alanlar:

    1- Ünlüyle başlayan sıfatlar daima “**p-” ön eki alır, diğer eklerden hiçbirini almaz (“un-ufak” kelimesi berkitme emsilesine (=paradigma) girmez).

    2- “h-” ile başlayan sıfatlar sadece “h*p-” ön eki alır.
    hap-hazır, hıp-hızlı…

    3- “m-” ile başlayan sıfatlar sadece “m*s-” ön eki alır.
    Mas-mavi, mos-mor…

    4- “p-” ile başlayan sıfatlar sadece “p*s-” ön eki alır.
    Pas-parlak, pas-parıl, pes-pembe…

    5- “r-” ile başlayan sıfatlar sadece “r*p-” ön eki alır.
    Rep-renk, rep-rezil, rap-razı…

    6- “ş-” ile başlayan sıfatlar sadece “ş*p” ön eki alır.
    Şap-şapur, şıp-şıpırdak, şip-şirin,


    C- İlk harf bazında sadece iki tip ek alanlar:

    1- “b-” ile başlayan sıfatlarda “b*p“ ve “b*r” ön eki gelmez; sadece “b*m” ve “b*s” gelir.
    Bam-başka, bem-beyaz, bom-bok, bum-buruşuk…
    Bas-bayağı, bes-belli, büs-bütün, bes-berrak, bos-bol, bus-bulanık…

    2- g-” ile başlayan sıfatlar sadece “g*p-” veya “g*pe-” ön eki alır.
    Gep-geniş, gep-geri, gıp-gıcır…
    Güpe-gündüz

    3- “k-” ile başlayan sıfatlar sadece “*k*p-” ve “k*s-” ön eki alır.
    Kap-karanlık, kıp-kısa, kıp-kırışık, kip-kirli, kup-kuru…
    Kös-kör, kıs-kıvrak, kos-koca…

    D- İlk harf bazında istikrarsız olanlar:

    1- “c-”, “ç-”, “d-”, “n-” ile başlayan sıfatlarda belli bir kural görülmemektedir.

    2- “s-” ile başlayan sıfatlar sadece “s*m-”, “s*p-” ve “s*pe-” ön eki alır (“ser-sefil” kelimesi berkitme emsilesine girmez).

    Sım-sıcak (sıp-sıcak da var), sım-sıkı…
    Sap-sağlam, sop-soluk, sip-sivri…
    Sapa-sağlam.


    3- “t-” ile başlayan sıfatlar “t*m” ön eki almaz, diğerlerini alır.
    Tap-taze, ter-temiz, tos-toparlak…

    4- “y-” ile başlayan sıfatlar “y*r” ön eki almaz, diğerlerini alır.
    yap-yakın, yap-yalnız, yap-yamuk, yap-yarık, yap-yanlış…
    yapa-yalnız, yapa-yanlış…
    yam-yassı, yam-yaş, yem-yeşil…
    yus-yumuşak, yus-yuvarlak. yas-yamuk
     

    Black4blue

    Senior Member
    Turkish/Türkçe
    Ya bugün fark ettim! Yumuşak G iki sesli harfin arasındayken, bu iki sesli harf büyük ünlü uyumuna uymak zorunda. Ya ikisi kalın ya ikisi ince. Buna aykırı hiçbir kelime bulamdım. Belki de olması gereken bu. Yani, evet büyük ünlü uyumuna uyması gerekiyor zaten, ne var bunda, diyebilirsiniz; ama benim garibime gitti :D Aykırı kelime bulursanız yazın lütfen.
     

    DeepBlueSea

    Member
    Turkish
    Üç tane sözcük bulabildim ama bunlardan iki tanesi birleşik sözcük, bir tanesi de kökeni sanırım Kürtçe olan bir ilçemizin adı:
    bağevi
    sağistem
    Kiğı
    Büyük ünlü uyumuna uymayan sözcükler genellikle Arapça ve Farsça kökenli oluyorlar. Sanırım söz konusu her iki dilde de ğ harfi çok kullanılmıyor :)
     

    Melaike

    Member
    Turkish
    Anlamak fiilinin edilgeni anlanmak değil de, araya işteşlik eki gelerek, anlaşılmak oluyor. :)
    Ben de şunu anlamıyorum neden bazı fiilleri ''an'' ekiyle edilgen yapıyorlar.''Anlamak'' fiilinin edilgen hali ''Anlanılmak'' olmalı.Sanıyorum zamanla buradaki ''n'' ''ş'' ye dönüşmüş.

    Benim dikkatimi çeken bir düzensizlik var.Mesela şimdiki zamanda soru sorarken ''Gidiyor musun'' diyoruz,geçmiş zamanda soru sorarken ''gittin mi'' diyoruz.Şahıs eki ve soru eki yer değiştiriyor iki kalıpta.
     
    Last edited:

    Melaike

    Member
    Turkish
    Bu kelimede ben de müteredditim. TDK tarikatı diyor ama çoğul hali için örnek vermiyor. Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması hakkındaki kanunda tarikatlar olarak geçiyor. Google'da tarikatlar açık ara önde.

    Bilmediğim bir sebeple tarikatler (fakat, tarikatı) bana doğal geliyor. Tahminimce cemaat ve tarikat kelimeleri sıklıkla birlikte kullanıldığından beyin "cemaatler"e kafiye arıyor. :)
    Ben buna katılmıyorum.Türkçeye yabancı dilden geçen kelimelerde böyle bir sorun yaşanıyor.Türkçede olmayan sesli harfler ses uyumuna uydurulmaya çalışınca insanlar tereddütte kalıyor.''Tarikat'' kelimesinin son sesli harfi kelime düzgün telaffuz edildiğinde ''æ'' gibi okunur.Dolayısıyla ''tarikatler'' kullanımı doğrudur.Aynı şey ''saat'', ''dikkat'' ve ''cemaat'' kelimelerinin son sesli harfleri için de geçerli.Bu kelimelerin çoğulları ''ler'' ekiyle yapılmalı.
    Türkçede olmayan ince''l'' harfi için de geçerli bu kural.''Gol'' kelimesi her zaman ''goller'' şeklinde çoğul yapılır.
     

    Rallino

    Moderatoúrkos
    Turkish
    Ben buna katılmıyorum.Türkçeye yabancı dilden geçen kelimelerde böyle bir sorun yaşanıyor.Türkçede olmayan sesli harfler ses uyumuna uydurulmaya çalışınca insanlar tereddütte kalıyor.''Tarikat'' kelimesinin son sesli harfi kelime düzgün telaffuz edildiğinde ''æ'' gibi okunur.Dolayısıyla ''tarikatler'' kullanımı doğrudur.Aynı şey ''saat'', ''dikkat'' ve ''cemaat'' kelimelerinin son sesli harfleri için de geçerli.Bu kelimelerin çoğulları ''ler'' ekiyle yapılmalı.
    Türkçede olmayan ince''l'' harfi için de geçerli bu kural.''Gol'' kelimesi her zaman ''goller'' şeklinde çoğul yapılır.
    Katılıyorum. Yazıda her zaman ince t'yi ve L'yi gösteren bir işaret kullanılması gerektiğini düşünmüşümdür.

    Hangi kelimelerin ayrı; hangilerinin bitişik yazılması gerektiği de büyük sıkıntı. Delikanlı bitişik; ama soğuk kanlı ayrı.

    Delikanlı artık kalıplaşmış, kanla ilgisi yok; o yüzden bitişik diyebiliriz. Peki o zaman Sağ ol neden ayrı? Elbette ki, kimse teşekkür amaçlı 'sağol' derken: "Hayatta kal, ölme" diye düşünmüyor.

    Köpek balığı'nın ayrı yazılması da bana tuhaf geliyor.

    Bazen düşünüyorum; acaba iki isim yanyana geldiğinde, veya belirtisiz isim tamlaması yapıldığında, Macarca ve Fincede olduğu gibi bitişik yazsak daha mı iyi olur diye:

    Ör:
    Kapıkolu
    Evpenceresi
    Güneşışınları
    Senesonuvedagösterisi
    Üniversitelerarasıöğrencideğişimgünleri

    Hem bu şekilde dile biraz egzotizm de katıyor ;) Böyle bir kural hiç hayata geçer mi bilmiyorum; ama ben resmî yazılar yazarken sürekli TDK yazım kılavuzuna bakma ihtiyacı hissediyorum. Bu da biraz düşündürücü.
     

    Black4blue

    Senior Member
    Turkish/Türkçe
    Ben buna katılmıyorum.Türkçeye yabancı dilden geçen kelimelerde böyle bir sorun yaşanıyor.Türkçede olmayan sesli harfler ses uyumuna uydurulmaya çalışınca insanlar tereddütte kalıyor.''Tarikat'' kelimesinin son sesli harfi kelime düzgün telaffuz edildiğinde ''æ'' gibi okunur.Dolayısıyla ''tarikatler'' kullanımı doğrudur.Aynı şey ''saat'', ''dikkat'' ve ''cemaat'' kelimelerinin son sesli harfleri için de geçerli.Bu kelimelerin çoğulları ''ler'' ekiyle yapılmalı.
    Türkçede olmayan ince''l'' harfi için de geçerli bu kural.''Gol'' kelimesi her zaman ''goller'' şeklinde çoğul yapılır.
    Bana kalsa bu kelimeler ya dilden uzaklaştırılmalı ya da (bunu yapmak hiç kolay olmaz, evet) Türkçede kullanılacaksa Türkçedeki dil kurallarına uymalı.
    İnce t sesinden önceki a'ların æ diye okunması hiç aklıma gelmedi. Öyle mi okunuyor? :)

    Geçen kafama takılanda ince ve kalın l oldu. Mesela tv'de birinin hormonal sözcüğünü ince l ile söylediğini gördüm. İlk an biraz garip geldi, ben öyle okumuyorum. Kısacası, bazı kelimeler var ki l ya da k kalın da ince de olsa garip durmuyor. (Bence hepsi kalın olmalı)

    Beynimi tırmalayan bir konu var ki o da çok seyrek görülen istisnalar. Bunlar Türkçeyi katlediyor ve bence yok edilmeliler :D. Bazı (özellikle Farsça) kelimelerdeki ince g sesi ve Arapçadan geçen çok kalın (ya da kaba mı desem, nasıl tarif edilir ki...) k sesi, mevkî kelimesindeki gibi. Kesinlikle daha ince bir k ile söylenmesi gerektiği taraftarıyım.

    Ha, mevkî kelimesini yazarken aklıma geldi. Araya (nedense) kaynaştırma ünsüzü gelmeden iyelik eki alan bazı sözcükler var: mevkîi, camii, bayii... gibi. Bu tuhaflık da düzeltilmeli. Ki kaynaştırma ünsüzü getirince garip de gelmiyor, gelmemesi için bir sebep yok.
     

    YaMukPreNseS

    Member
    Turkish
    Araya (nedense) kaynaştırma ünsüzü gelmeden iyelik eki alan bazı sözcükler var: mevkîi, camii, bayii... gibi. Bu tuhaflık da düzeltilmeli. Ki kaynaştırma ünsüzü getirince garip de gelmiyor, gelmemesi için bir sebep yok.
    Bunun nedeni Arapça dilbilgisinde. Arapçayı iyi bilen biri eminim daha iyi açıklayacaktır; ama benim diyebileceğim şu ki: "cami-i kebir" "bab-ı âli" yapılarında da görüldüğü üzere camii'nin sonundaki -i bizim iyelik eki -i değil, onun görevine çok yakın bir arap kardeşi. Normalde sıfat da Türkçenin aksine tamlanan kelimeden sonra geliyor; ama biz onu öne alıyoruz genelde. "Beyazıd Camii." Mevki, cami, bayi hep Arapçadan gelen kelimeler zaten. Osmanlı'daki yoğun Arapça kullanma alışkanlığıyla bu kelimeleri resmen Arapça çekimleriyle kullanıyoruz. Ama dikkat ederseniz, hep belirtisiz isim tamlaması ya da sıfat tamlaması olduğunda. Ama daha karışık bir cümlede, mesela belirtili isim tamlaması yapmak gerekince, hemen yine Türkçenin yapısını kullanıyoruz. "Köyün camii yıkıldı" demiyoruz. "Köyün camisi yıkıldı" diyoruz mesela.
     
    Last edited:

    YaMukPreNseS

    Member
    Turkish
    Kesin sorulmuştur dedim ama baktım, sorulmamış. Birisi bana neden bazı kelimelere durup dururken iyelik eki eklediğimizi açıklayabilir mi? Üstelik, eğer yanılmıyorsam, bunu zamanla ekliyoruz. Yani kelimeyi uzatıyoruz hiç yoktan.

    Mesela ismin hallerine göre çekiminden de anlayacağımız üzere yer zamiri "nere" (nere-ye, nere-de, nere-den) kelimesidir. Zaten bu sözcük birçok türkü, masal gibi eserlerde bu haliyle kullanılıyor ("nere gidem bu dertli baş ilen?" gibi) Peki hiç bir hal eki olmadan soru sorarken neden "neresi?" diyoruz. Aynı şey bura/burası, ora/orası, şura/şurası sözcükleri için de geçerli. Aynı sebepten olduğunda yanılmıyorsam "akşamleyin" anlamında kullandığımız "akşamları", "sabahları", geceleri" yapısında da aynı şey var. "Geceleri huzursuz oluyor." gibi.
    Nedenini açıklayabilecek biri çıkar mı?
     

    Rallino

    Moderatoúrkos
    Turkish
    Neresi, orası, burası gibi yapılar isim tamlamasının ilk kısmının atılmış hâli sadece. Muhtemelen ilk kullanılmaya başlandığı zamanlarda insanlar: "O bahsettiğin yer köyün neresi?" ya da buna benzer, tam bir isim tamlamasıyla soruyorlardı. Cevap veren kişi de: "İşte köyün orası (o bölgesi)." diyordu. Zamanla, ilk kısımlar atılmış, artık kalıplaşmış.

    "Burası neresi?" diye sorarız hep. Aslında kastettiğimiz şey "(Şehrin) burası, (dünyanın) neresi?", ya da benzer mantıkta bir yapıdır.
     

    YaMukPreNseS

    Member
    Turkish
    Türkçedeki bir diğer düzensizlik de iyelik eki -i ile hal eki -de arasına -n kaynaştırma harfinin gelmesi. Bilindiği üzere, normalde sadece iki ünlü arasına kaynaştırma harfi girer. Bir ünlü bir ünsüz arasında kaynaştırma harfine gerek yoktur.

    Örnek: Emre'nin okulunda
     
    < Previous | Next >
    Top